13 Ekim 2011 Perşembe

My family


Ailemi çok seviyorum. Hem de çok seviyorum.
Ne olur onlara hiçbir şey olmasın. Kaç gündür bunu tekrarlıyorum. Korkudan uyuyamıyorum. Hastalıklara, trafik kazalarına ve savaşlara ve dahi bir sürü zamansız ölüm sebebine bir türlü çare bulamayan doktorların, mühendislerin (ben de dahil), ve devletlerin ta a..na koyayım. Zaten son günlerde iyice düşürdüm seviyeyi blogda bu da böyle gitsin.

Ne bok yiyorsunuz o pahalı lab'larda ofislerde falan porno mu izliyorsunuz lan. Bir halta yaradığınız yok şu sandalyeyi koysam daha yararlı olur sizden. Azıcık yaratıcı, inovatif olun ne dallama adamlarsınız. Yok efendim "We have limited funds" . Cart kaba kağıt! Oğlum siz sabahtan akşama kadar oturmuyor musunuz oralarda. Ne halt yiyorsunuz araştırma yerlerinde bütün gün? Elinizin altında elli bin farklı alet. Tamam deyin ki; "ya abi 9 da geliyoruz. Zaten giriş çıkış dezenfekte olma giyinme işlemlerinde 45 dakika gidiyor. 2 çay içsek facebuka baksak etti 10 buçuk. Öğle yemeği falan derken kim bulacak 2-3 saatte kanserin çaresini, kaza yapmayan otoları" deyin. Dürüst olun en azından. Ne gereksiz şeylersiniz ya! Ondan sonra Harvardmış, MIT'miş, Nobelmiş havalar bin beş yüz, çok da prestijlisiniz. Neyse ben yine uyuyayım en iyisi sinirlendim.
İyi geceler hepinize.

12 Ekim 2011 Çarşamba

Uykum var



"We are such stuff as dreams are made on; (reklamdaki kısım)
and our little life is rounded with a sleep."

Uyak dizilişi böyle olmasa da şair abimizin "The Tempest" adlı şiirli tiyatro oyununda geçen bir laf bu. (filmi de çıktı ama sakın indirmeyin g.tüm gibi) Bence de inanılmaz hoş bir laf, dumanlı, hayalli bir laf.
Öf neyse diyeceğim o ki benim zamanım hiç böyle rüyalardan yapılma acayip geçmiyor. Akşamlar nasıl zor geçiyor, ya bildiiiin ölüyorum. Şehir hayatının gerizekalı havasına girdim gireli kendimi sıkıcı ve renksiz hissediyorum. Trafikten nefret ediyorum, toplu taşımadan nefret ediyorum, ayakta yolculuktan nefret ediyorum ve bu 3'ü hep birlikte buluyorlar beni. Otobüs gelmiyor, gelirse bazıları benim kartımı kabul etmiyor, ederse kaçacağı ve kaza yapacağı tutuyor. Metrobüs zaten 100 yıllık çile olduğu için bıraktım. Çözüm de geliştiremiyorum. İETT'den ve türevlerinden nefret ettiğim için onlara 5 kuruş fazladan vermemeye karar verdim ve sürekli inat ediyorum. 2 katlı otobüs kartımı kabul etmesse fazladan para vermiyorum. Cimri p.çin teki oldum çıktım onun yüzünden. Banane lan ona vereceğime namlı gurmeye kahvaltıya gider fazladan girit ezmesi alırım ben canım girit ezmesi! Hayatta tek isteğim o kalabalıklara girmemek iken nasıl bir deliğin içine düştüm bilmiyorum. İstanbul, ÖSS döneminde soğutamadın kendini ama master döneminde bakalım göreceğiz. Zaten okuluma da kıl oldum. Devlet okulu, ne adam gibi shuttle ne bir şey fakirlik diz boyu. Hakikaten hiç de öyle rüyalardan yapılma gibi hissetmiyorum kendimi bildğin bitmiş sigara izmariti gibi hissediyorum. Şehrin hayhuyu ne demekmiş anladım. Bundan sonraki yaşamımı insanlara ulaşım için optimal çözümler üretmeye adayacağım. İlk tavsiyem hiç ulaşım olayına girmemek. Lan ayrıca bu nasıl bir dünya ya. Azıcık "şımartılmış bebe" gibi konuşuyor olabilirim ama bu nasıl bir işkence arkadaş. Bu insanlar sürekli çalışıyorlar nasıl her gün bu "constant çile" ye dayanabiliyorlar anlayamıyorum. Ben sanırdım ki insanlar eşleriyle haftada 1-2 kez falan seks yapar lafları abartıdır, ayıp olmasın diye utangaçlıktan (ahlak vs.) söylenmiştir. "Biz o kadar şekilden şekle giriyoruz bu kızları kafalamak için, sizin her gün mis, fırsatınız var, bu ne bohem la!" derdim. Şimdi gerçekten de ne biçim anlıyorum o insanları yahu.. Ya sırf ayakta durması yeter de, o zihinsel yorgunluk ne fenaymış arkadaş. Şimdi Rosie Huntington Whiteley kardeşim gelse kalkar üstüne giyecek bir şeyler veririm (gerçi niye üstünde giyecek bir şeyler yok onu da bilmiyorum. herhalde öyle bir imaj yaratmış bende).


Bunların üstüne yolda o kadar çok şarkı dinlemek zorunda kalıyorum ki kulaklarım ağrıyor. Ayrıca şarkıları bitirdim resmen ve artık şarkılar otobüste yaşadığım kötü duyguları uyandırmaya başlıyor bende ve onları da dinlemek istemiyorum. Aksi gibi hayatımda ilk defa derslerime de bayılıyorum. En sevdiğim konular, bin yıl anlatsalar sıkılmam! Bu sene bir haftada girdiğim derse geçen sene bir ayda girmemişimdir.
Anyway.. I just.. In the tabelaaöe..
Uf çok sıkıldım neyse. Çok da uykum var. İyi geceler, üzgünüm sizi de sıktıysam. Ama şu en baştaki söz çok güzel.

3 Ekim 2011 Pazartesi

Mazimde kalbin yaralar...


Sevgili,
Biraz iç huzur bulunca hemen İncesaz linkleri veren,
yaşamla barışık,
mutluluk arayan,
hayatı sorgulayan,
zaman zaman kendiyle de dalga geçebilen,
bol eğitimli,
atarlı,
ergen blogger kızı. İğrendim şu gruptan sizin yüzünüzden. Ya zaten "yeni blogları bulabilmeyi" keşfedeli çok olmadı. Okul sezonunu da açtım boş vakitlerimin bir parçası da mecburen arada size gidiyor. (aslında torrent olayını bir öğrenebilsem hepten çekicem elimi ayağımı..)
Ama yeter. Lütfen Orhan Kemal'inizi mi, Fitzgerald mı neyiniz varsa başka yerde gidin okuyun. Gelecek kocanızdan "çok şey beklemeyip(yalan)" sadece onunla TV başında beraber uyuklama fantezilerinizi okumak aslında zevkli. Ama yani İncesaz'dan dingin müzik koyunca ne oluyor yani bi bok mu oluyor onu anlayamadım.
(Yılmaz Özdil gibi yazdım çok da klas oldu. Ayrıca Yılmaz Özdil de lütfen bu kızlar gibi gitsin ne yapıyorsa başka yerde yapsın...)

1 Ağustos 2011 Pazartesi


Offf çok özledim okulumu 'emenike' !!!

17 Temmuz 2011 Pazar

İslamın Şartları

Koymadan edemedim. Komikçi video da koydum ve sonunda linkçi teyze oldum artık sanırım. Yakında komik forward mailleri de burada yayınlamaya başlarım artık. Nasılsa ergenliğin sınırı yok.
İyi pazarlar.

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Güne çalan kırmızı...



İnsan,
İnsan dediğin hüzünlü mutluluklardan ibaret biraz
Sabaha kalmadan çilesi dolan...


Evet bunu burada bitirip sizi vay bee diyerekten etkilenmiş halde bırakmak isterdim. Entel dizeler, 3 noktalar. Başlığı da etkileyici başlık olsun diye uydurdum. Ve çook sevdiğim bir arkadaşımın resim sitesinden bulduğum cool resimle ilüzyonu tamamladım. Sitesini herhalde kendisi bile unutmuştur. Bu şiirden pek bir şey anlamadığınızı tahmin ediyorum. Üzülmeyin anlaşılacak bir metin değil zaten kendisi. Ben yazdım bunu. Yazdım derken öyle isteyerek bilerek falan değil. Gece rüyamda aklıma geldi ve öyle çok bir duyguyla da gelmedi. Ardından uyanıverdim, ama gayet normal, huzurlu bir biçimde. Saate baktım sabah 8, daha uykumun çeyreğinde değilim. Şu rüyamdaki şeyleri yazayım da belki ileride ünlü olurum dedim. Bulduğum bir kağıda yazdım. Uyudum.

Üzerinde hak falan da iddia etmiyorum. Gayet TV başında uyuklarken duymuş ve rüyamda öylecene hatırlamış olabilirim. İçeriği de çok iyi değilmiş hani. Hüzünlü mutluluk hadi tamam da, çilesi dolmak olayında konseptler biraz karışmış. Sıkıntı var yani, belli ki ben yazmışım. Ama içinde bir derinlik bulursanız söyleyin lütfen bana. Belki ben de ileride Rimbaud, Verlaine gibi süper bir şair olabilirim (dikkat ederseniz öyle Nazım mazım değil Rimbaud. Şair dediğin kimsenin okumadığı Fransız isimli olur!).

Görüşürüz

4 Temmuz 2011 Pazartesi


Link koydum bir tane aşağıya. Çok güzel bir şarkı ve sanki şarkının üzerine film yapmışlar. Filmin konsepti blogumun da en genel fikrini oluşturan "köşeme çekiliyorum" teması. Kadın herşeyden bunalıp, uzaklaşıp sabahın 6'sında kuyum bakıyor(o da onun köşesi). Filmde Audrey Hepburn'ün iç dünyasını falan pek anlayamasanız da iç çekip("ohaaa anneni bee bu insansa ben de hayvanoğlu hayvanım") kafa sallıyorsunuz. İzleyin, izlettirin. Gerçi film biraz kız filmi (hatta baya bi kız filmi) ama sırf azıcık Audrey görmek için bile değebilir.