3 Ekim 2011 Pazartesi

Mazimde kalbin yaralar...


Sevgili,
Biraz iç huzur bulunca hemen İncesaz linkleri veren,
yaşamla barışık,
mutluluk arayan,
hayatı sorgulayan,
zaman zaman kendiyle de dalga geçebilen,
bol eğitimli,
atarlı,
ergen blogger kızı. İğrendim şu gruptan sizin yüzünüzden. Ya zaten "yeni blogları bulabilmeyi" keşfedeli çok olmadı. Okul sezonunu da açtım boş vakitlerimin bir parçası da mecburen arada size gidiyor. (aslında torrent olayını bir öğrenebilsem hepten çekicem elimi ayağımı..)
Ama yeter. Lütfen Orhan Kemal'inizi mi, Fitzgerald mı neyiniz varsa başka yerde gidin okuyun. Gelecek kocanızdan "çok şey beklemeyip(yalan)" sadece onunla TV başında beraber uyuklama fantezilerinizi okumak aslında zevkli. Ama yani İncesaz'dan dingin müzik koyunca ne oluyor yani bi bok mu oluyor onu anlayamadım.
(Yılmaz Özdil gibi yazdım çok da klas oldu. Ayrıca Yılmaz Özdil de lütfen bu kızlar gibi gitsin ne yapıyorsa başka yerde yapsın...)

1 Ağustos 2011 Pazartesi


Offf çok özledim okulumu 'emenike' !!!

17 Temmuz 2011 Pazar

İslamın Şartları

Koymadan edemedim. Komikçi video da koydum ve sonunda linkçi teyze oldum artık sanırım. Yakında komik forward mailleri de burada yayınlamaya başlarım artık. Nasılsa ergenliğin sınırı yok.
İyi pazarlar.

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Güne çalan kırmızı...



İnsan,
İnsan dediğin hüzünlü mutluluklardan ibaret biraz
Sabaha kalmadan çilesi dolan...


Evet bunu burada bitirip sizi vay bee diyerekten etkilenmiş halde bırakmak isterdim. Entel dizeler, 3 noktalar. Başlığı da etkileyici başlık olsun diye uydurdum. Ve çook sevdiğim bir arkadaşımın resim sitesinden bulduğum cool resimle ilüzyonu tamamladım. Sitesini herhalde kendisi bile unutmuştur. Bu şiirden pek bir şey anlamadığınızı tahmin ediyorum. Üzülmeyin anlaşılacak bir metin değil zaten kendisi. Ben yazdım bunu. Yazdım derken öyle isteyerek bilerek falan değil. Gece rüyamda aklıma geldi ve öyle çok bir duyguyla da gelmedi. Ardından uyanıverdim, ama gayet normal, huzurlu bir biçimde. Saate baktım sabah 8, daha uykumun çeyreğinde değilim. Şu rüyamdaki şeyleri yazayım da belki ileride ünlü olurum dedim. Bulduğum bir kağıda yazdım. Uyudum.

Üzerinde hak falan da iddia etmiyorum. Gayet TV başında uyuklarken duymuş ve rüyamda öylecene hatırlamış olabilirim. İçeriği de çok iyi değilmiş hani. Hüzünlü mutluluk hadi tamam da, çilesi dolmak olayında konseptler biraz karışmış. Sıkıntı var yani, belli ki ben yazmışım. Ama içinde bir derinlik bulursanız söyleyin lütfen bana. Belki ben de ileride Rimbaud, Verlaine gibi süper bir şair olabilirim (dikkat ederseniz öyle Nazım mazım değil Rimbaud. Şair dediğin kimsenin okumadığı Fransız isimli olur!).

Görüşürüz

4 Temmuz 2011 Pazartesi


Link koydum bir tane aşağıya. Çok güzel bir şarkı ve sanki şarkının üzerine film yapmışlar. Filmin konsepti blogumun da en genel fikrini oluşturan "köşeme çekiliyorum" teması. Kadın herşeyden bunalıp, uzaklaşıp sabahın 6'sında kuyum bakıyor(o da onun köşesi). Filmde Audrey Hepburn'ün iç dünyasını falan pek anlayamasanız da iç çekip("ohaaa anneni bee bu insansa ben de hayvanoğlu hayvanım") kafa sallıyorsunuz. İzleyin, izlettirin. Gerçi film biraz kız filmi (hatta baya bi kız filmi) ama sırf azıcık Audrey görmek için bile değebilir.

22 Haziran 2011 Çarşamba

Cesurlar bir kez ölür!

Merak etmeyin, yazıyı "Cesurluk iyidir ama, ya öyle budalalık derecesi de pek iyi diil" tadında yazmamaya özen göstereceğim.
Yıllar boyu hem kitap merakım(birbirimizi uzaktan seviyoruz) hem de en yakın arkadaşlarım vesilesiyle, kişisel gelişim adlı dünya ile biraz haşır neşir oldum ben. O dünyada, gazete ve dergilerde de bolca gördüğüm şu cesaret konusu kafamı kurcalıyor bu aralar. Daha doğrusu biraz önce yatakta uzanırken kurcaladı. Cesaretin enteresan bir olgu olduğunu düşünüyorum.

Sanırım kelime anlamı olarak korkulardan yılmamak gibi birşeye karşılık geliyor. Toplum çok seviyor bu cesur insanları. Kahramanlarımız da istisnasız hep cesur.
Şu laf çok hoş ama benim biraz garibime gidiyor. "Bundan 30-40 yıl sonra yaşlandığında yaptıklarından değil, korkup yapamadıklarından pişmanlık duyacaksın." Niye garibime gidiyor ki? Gayet normal motive edici facebook kızı sözü. Ayrıca hak vermemek de elde değil. Herkesin herhalde arkasına bakıp vay be nasıl da cesaret göstermişim dediği veya ulan ne tırsak herif mişim dediği anlar vardır diye düşünüyorum.

Lakin sevgili sayısı az, çok elit okurum bu iş bana biraz garip geldi. Birincisi madem bu kadar mutlu olacağız ileride, şimdi neden yapmıyoruz ileride mutlu olacağımız şeyleri. Hemen söylüyorum, çünkü onları yaptığımızda mutsuz olacağımızı düşünüyoruz. Başımıza kötü şeyler geleceğinden korkuyoruz. Sanırım bahsettiğim facebook kızı sözünün şöyle bir öngörüsü var: "Şimdi korkuyorsunuz ama korkunuz yersiz". Ya da "korkunuz yerli olabilir ama şimdi boku yeseniz bile ileride bundan gurur duyacaksınız."
Korkumuzun yersiz olduğu durumunu anlıyorum yani sonuçta aldığın risk sonucunda birşey olmamasına rağmen belli bir ödül alıyorsun. İleride de vay be ne cesurmuşum hem de cesaretim işe yaradı diyorsun. Amma velakin, korkumuz genelde yersiz olmuyor. Hani çok çok nadir. Biz insanlar oldukça kafasız olabiliriz ama bir yerde de korkularımızın genelde haklı olduğu gerçeği var. Zaten kaç yüzbin yıllık evrim geçirmişiz. Şu iğrenç korku denen illet hala evrimde falan atılmadıysa(herşeyi sonunda evrime bağlayan üniversiteli laikçi genç) bir bildiği vardır korkunun. Korkumuzun haklı bir gerekçesi varsa da facebook kızı sözümüzün, "boku yeseniz de gurur duyacaksınız" felsefesine biraz daha derinden bakmak gerek. Niye gurur duyuyoruz ki? Düşünelim, mesela gurur duyuyoruz çünkü, boku yedik ama dünya değişti ve boku yeme şeklimizin erdemli birşey olduğu fikri ortaya çıktı. Bu da haklı bir neden olmasına rağmen günlük hayatta bu durumla pek karşılaştığımızı düşünmüyorum.
Herkes hergün 1950-60'ların Amerika'sında bir zenci olarak, yasak olduğunu bile bile protesto için otobüse binip beyazların yerine oturmuyor. Ya da Atatürk gibi koca devleti iplemeyip kendi devletini organize edip başka ülkeyle savaşmıyor. Facebook kızı sözü bu "case" lerde çok iyi çalıştı ama genelde öyle olmuyor.

Genelde milyarlarca şey içinde kaybolup gidiyor boku yediğimiz olay. E biz neden gidip mutlu oluyoruz ileride o zaman. Cevabım şu. Yani böyle uydurdum şimdi umarım beğenirsiniz: Çünkü kendimizin idealize ettiğimiz haline bu şekilde ulaşıyoruz bence. Sözün içinde gizlenmiş, 30-40 yıl sonra olaylara daha olgun bakacağımızı öngören bakış açısı aslında hiç doğru değil. Onu, yapsaydım, bunu yapsaydım hoş ama belli ki bi nedeni vardı da yapmamışsın. Yeterince olgun olamamışsın tamam ama yani salak da değilsin yapılacak birşey olsa yapardın. İleriden kendimize o şekilde bakıp idealize etmeye çalışmak ile, şimdiden geleceğimize bakıp kendimizi tanrı olmuşuz gibi görmek arasında pek bir fark olduğunu sanmıyorum. Gelecek de geçmiş de bizim değiller. Bizim olsa bile değiller.

O yüzden 30-40 yıl sonra yapamadıklarımızdan pişmanlık duyarsak, şimdiki zamandaki halimize de biraz empati yapmayı çalışmak gerek bence.
Ha ayrıca sözümüze yedirilmiş "ileride yaptıklarımızdan pişman olmayacaksınız" mesajına hiç değinmiyorum bile. "E gidip adam vur bak pişman oluyor musun" gibi bir lafı, klişe timi korkusuyla tutuşup söylemedim. Ayrıca yanlış anlaşılmasın cesaret kötüdür demiyorum. Şimdikinden daha cesur olmaya tabii ki çalışırsın ama eğer yeterince cesur değilsen de bir bildiğin vardır sanki.

Bunu söyledikten sonra, cesaretin yine biraz önce yatarken aklıma gelen 3 çeşidinden söz etmek istiyorum. Çok istiyorum harbiden. Nasılsa şu kelimeye kadar okuyan olmayacak. Ben söyleyeyim de rahatlayayım bari. Yine yukarıdaki sözle biraz bağlantılı çünkü cesaret edip yapabildiklerimiz ve korkup yapamadıklarımızın da farklı çeşitleri var. İnsan, doğası gereği bazı konularda daha cesur olabilir bence.
Cesaretin aklıma gelen 3 çeşidini söyleyeyim o zaman.
Fiziksel cesaret
Medeni cesaret
Samimi cesaret (bunu " en gerçek cesaret" olarak algılamayın lütfen. samimi olduğunuzda gösterdiğiniz cesaret diyelim.)

Bunları da yarın yazayım çünkü saat sabah 4 oldu. Çok uykum geldi. Dişim de artık kendinliğinden fırçalansın istiyorum.

13 Haziran 2011 Pazartesi

Hayal Kurmak


"Ya saçmalama hiç birimizin böyle şeylerden hoşlandığı falan yok!!"